Ama yüreğinde iman, dilinde dua olanların destanıdır.
Orada mermi yoktu belki…
Ama “ölürsem şehit, kalırsam gazi” diyen bir teslimiyet vardı.
Orada ekmek yoktu…
Ama paylaşmayı bilen bir kardeşlik vardı.
Orada sıcak yatak yoktu…
Ama toprağa sarılıp uyuyan yiğitler vardı.
Kınalı kuzuları düşünün…
Anasının elini son kez öpüp giden çocukları…
Ne cephe bilirlerdi ne siyaset…
Onlar sadece “vatan” dediler ve yürüdüler.
Ceplerinde mektup değil, analarının duası vardı.
Başlarında miğfer değil, alnında sürülmüş kına vardı.
Bir ana, oğlunun saçına kına yakar mı?
Yakarmış…
Vatan söz konusuysa yakarmış.
“Allah’ım, kabul eyle” diyerek yakarmış.
O ana ağlamaz mıydı sanıyorsunuz?
Geceleri sessiz sessiz ağlar,
Sabah olunca dimdik dururmuş.
Mene Hatun’u düşünün…
Soğuk Erzurum gecelerinde,
Eline silah değil, yüreğini alıp çıkan bir kadını…
Düşmana değil, umutsuzluğa meydan okuyan bir duruşu…
O yürürken titreyen sadece bedeni değildi,
Karşısındaki işgalcinin vicdanıydı.
Sütçü İmam’ı hatırlayın…
Bir kurşun sıktı ve bir millet uyandı.
O kurşun, sadece namusu değil,
Bir halkın onurunu savundu.
O gün susmak kolaydı,
Ama susmak ihanetti.
O konuştu, biz bugün bu topraklarda konuşabiliyoruz.
Ve adını bilmediğimiz nice adsız kahraman…
Kimi Yemen’de kaldı,
Kimi Sarıkamış’ta dondu,
Kimi Çanakkale’de kefensiz yattı.
Mezar taşlarında isimleri yok belki,
Ama bu vatanın taşında, toprağında, bayrağında izleri var.
Bugün biz ne yapıyoruz?
Birbirimize tahammül edemiyoruz.
Aynı bayrağın altında, farklı cephelerde kavga ediyoruz.
Birlikte ağlamayı unuttuk,
Birlikte dua etmeyi unuttuk.
Unuttuk ki bu topraklar kolay vatan olmadı.
Unuttuk ki her karışı bir annenin gözyaşıyla sulandı.
Unuttuk ki bu bayrak, rüzgârla değil,
Şehit kanıyla dalgalandı.
Bizler ne zaman makamdan önce vicdanı,
Menfaatten önce merhameti,
Öfkeden önce adaleti seçersek…
İşte o gün toparlanırız.
Ne zaman bir şehit mezarının başında susmayı öğrenirsek,
Ne zaman bir annenin feryadını gerçekten duyarsak,
Ne zaman “vatan” kelimesini dilimizle değil, kalbimizle söylersek…
İşte o gün kendimize geliriz.
Çanakkale ruhu ölmedi…
Sadece uyuyor.
Uyandırmak bizim elimizde.
Ya birlikte uyandıracağız,
Ya da tarihin sayfalarında ağlayarak okumaya devam edeceğiz.
Yorum Ekle
Yorumlar (0)
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
ABDÜLKADİR DURGUT
Bizler Ne Zaman Toplanır, Kendimize Geliriz?
Bizler ne zaman toplanır, kendimize geliriz biliyor musunuz?
Takvimler değiştiğinde değil…
Nutuklar atıldığında, sloganlar yükseldiğinde hiç değil…
Ancak kalbimiz yeniden Çanakkale’ye döndüğü gün toparlanırız.
Ancak vicdanımız, tarihin soğuk ama onurlu yüzüyle yüzleştiğinde kendimize geliriz.
Çanakkale bir zaferden ibaret değildir.
Çanakkale, yokluğun içinde var olma iradesidir.
Ayağında çarık olmayanın, sırtında kaput bulunmayanın,
Ama yüreğinde iman, dilinde dua olanların destanıdır.
Orada mermi yoktu belki…
Ama “ölürsem şehit, kalırsam gazi” diyen bir teslimiyet vardı.
Orada ekmek yoktu…
Ama paylaşmayı bilen bir kardeşlik vardı.
Orada sıcak yatak yoktu…
Ama toprağa sarılıp uyuyan yiğitler vardı.
Kınalı kuzuları düşünün…
Anasının elini son kez öpüp giden çocukları…
Ne cephe bilirlerdi ne siyaset…
Onlar sadece “vatan” dediler ve yürüdüler.
Ceplerinde mektup değil, analarının duası vardı.
Başlarında miğfer değil, alnında sürülmüş kına vardı.
Bir ana, oğlunun saçına kına yakar mı?
Yakarmış…
Vatan söz konusuysa yakarmış.
“Allah’ım, kabul eyle” diyerek yakarmış.
O ana ağlamaz mıydı sanıyorsunuz?
Geceleri sessiz sessiz ağlar,
Sabah olunca dimdik dururmuş.
Mene Hatun’u düşünün…
Soğuk Erzurum gecelerinde,
Eline silah değil, yüreğini alıp çıkan bir kadını…
Düşmana değil, umutsuzluğa meydan okuyan bir duruşu…
O yürürken titreyen sadece bedeni değildi,
Karşısındaki işgalcinin vicdanıydı.
Sütçü İmam’ı hatırlayın…
Bir kurşun sıktı ve bir millet uyandı.
O kurşun, sadece namusu değil,
Bir halkın onurunu savundu.
O gün susmak kolaydı,
Ama susmak ihanetti.
O konuştu, biz bugün bu topraklarda konuşabiliyoruz.
Ve adını bilmediğimiz nice adsız kahraman…
Kimi Yemen’de kaldı,
Kimi Sarıkamış’ta dondu,
Kimi Çanakkale’de kefensiz yattı.
Mezar taşlarında isimleri yok belki,
Ama bu vatanın taşında, toprağında, bayrağında izleri var.
Bugün biz ne yapıyoruz?
Birbirimize tahammül edemiyoruz.
Aynı bayrağın altında, farklı cephelerde kavga ediyoruz.
Birlikte ağlamayı unuttuk,
Birlikte dua etmeyi unuttuk.
Unuttuk ki bu topraklar kolay vatan olmadı.
Unuttuk ki her karışı bir annenin gözyaşıyla sulandı.
Unuttuk ki bu bayrak, rüzgârla değil,
Şehit kanıyla dalgalandı.
Bizler ne zaman makamdan önce vicdanı,
Menfaatten önce merhameti,
Öfkeden önce adaleti seçersek…
İşte o gün toparlanırız.
Ne zaman bir şehit mezarının başında susmayı öğrenirsek,
Ne zaman bir annenin feryadını gerçekten duyarsak,
Ne zaman “vatan” kelimesini dilimizle değil, kalbimizle söylersek…
İşte o gün kendimize geliriz.
Çanakkale ruhu ölmedi…
Sadece uyuyor.
Uyandırmak bizim elimizde.
Ya birlikte uyandıracağız,
Ya da tarihin sayfalarında ağlayarak okumaya devam edeceğiz.